3 Aralık 2016 Cumartesi

Aralık Menüsü

Küçük General Kasım ayında iyi bir Fenerbahçe vaat etmişti ve bunu gerçekleştirdi.

Fenerbahçe menzil içine girdi, dahası oynadığı futbolla farkı kapatabilirim mesajını verdi.

11 yıldır Kadıköy'de kazanamayan Beşiktaş ve kariyeri boyunca 18 lig maçında Kadıköy'de galibiyet görememiş Şenol Güneş ya beraberlik ya mağlubiyet sloganıyla yola çıkmışlardı. 

Fenerbahçe ilk yarıda golü kovalarken Volkan Demirel Galatasaray maçında başladığı Karamazov Kardeşler'in ikinci cildine geçti. Fenerbahçe kapanan Beşiktaş'ı açmak için kanatları kullanamadı veya Beşiktaş bekleri iyi günlerindeydi.

Advocaat, ikinci yarıda maymuncuk olarak Volkan Şen'i oyuna aldı. Kağıt üzerinde doğru olan bu hamle sahada işe yaramadı. Volkan Şen'in küskün ve gölgesiyle kavga eden görüntüsü etkisizliğinden daha rahatsızlık verdi. Ligimizde 12 asist sezon sonu "asist kralı" olmaya yeter. Volkan Şen bu tacı ve sezon sonu posterinde en parlak yeri alabilir. Beşiktaş maçındaki görüntüsüyle devam ederse Fabiano ile kulübede dostluğu ilerletir...

Lens oyuna girdikten sonra 3 pozisyonda farkını gösterdi. Birinde tercih hatası yapmasa belki de maçın adamı olacaktı. Sağlıklı bir Lens 10 kaplan gücündedir...

Beşiktaş Abubakar hamlesiyle, neredeyse yılbaşında çeyrek bilet ile büyük ikramiye kazanacaktı. Volkan Demirel'in kafasıyla uzaklaştırdığı top maçın en kritik anlarından biriydi.

Neticede Volkan Demirel, Şenol Güneş ve Beşiktaş'ın istatistikleri bozulmadı. 
Fenerbahçe avantaj kaybetti.

Şenol Güneş maç sonu klasiği olarak türlü konularda şikayetlerde bulundu. 

Hüseyin Göçek, "en azından derbileri yabancı hakem yönetmeli" diyenlere destek ve 2010-11 yılındaki başyapıtından uzakta olsa da "hala ayaktayım" mesajını verdi.



Selçuk Şahin'den bahsetmezsek bir şeyler eksik kalır. Hafta içi dondurucu soğukta oynanan kupa maçında tribünlere gelen bir avuç taraftar bir kaç kez Selçuk Şahin'i tribünlere çağırıp bağrına bastı. O da onları selamladı. Eğer bir kulübün taraftarı bir futbolcunun onlara ihanet ettiğini düşünüyorsa haklıdır. 

Bakalım aralık ayı menüsünde Advocaat'ın Fenerbahçesi neler sunacak ? 
Kasım menüsünü herkes çok beğenmişti.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Fenerbahçeliler Fenerbahçe'yi hatırlarsa...

Zorya maçında Advocaat oyuncu değişikliği için Robin Van Persie'iyi yanına çağırdı. Hollandalı oyuna girecekken onu almaktan vazgeçti, başka bir değişiklik yaptı. Robin Van Persie küsmek bir yana Rize'de 11.09 km koşu mesafesiyle ve futboluyla göz doldurdu. Futbolcu hocasına güvenmeli.

Hoca futbolcusuna ? 

1982 dünya kupası öncesi İtalya'nın dünya kupası kadrosu açıklandığında küçük çaplı bir şok yaşandı. 1980'de bir bahis skandalına adı karışmış, 2 yıl futboldan men almış Paolo Rossi de kadroya alınmıştı ve cezası dünya kupasından bir kaç hafta önce bitecekti. Dünya kupası başladı. Enzo Bearzot bir adım daha ileriye gidip onu oynatmaya başladı. İtalyan basını hocayı eleştirmekte haklıydı çünkü ilk 4 maçta Rossi'nin golü yoktu ! Çeyrek finalde Brezilya'ya 3, yarı finalde Polonya'ya 2, finalde Almanya'ya 1 gol atan Rossi gol kralı olurken, İtalya da şampiyon oluyordu.


Kadro mühendisliği(!) hatası olarak görülen, devre arasında kiralanacak denen Aatıf, Karabükspor maçında rotasyona dahil oldu. O maçın ilk yarısındaki vasat oyunuyla "ikinci yarıda çıkar" dendi (dedim). Çıkmadı nefis bir gol atıp rotasyona dahil oldu. 3 maçta 3 gol atıp 2 de asist yaptı.
..
..
Bildiğimiz Fenerbahçe Zorya ile 1-1 beraber kalıp Feyenoord ile ölüm kalım maçına çıkar, Rizespor'a puan kaybedip, Beşiktaş maçına o ruh haliyle hazırlanırdı. Bilmediğimizi kabul etmek de erdemdir...

Gerçi Rizespor tam da o senaryoya uygun başladı, atak oynayıp 1-0 öne geçti. Fenerbahçe 2014-15 sezonunun 5 Mayıs tarihinden beri geriye düştüğü hiçbir maçı çevirememişti ama galiba "o gün bugündü" 

Önce Fenerbahçe Rizespor'un sağ tarafını metrobüs yoluna çevirdi. Yukarıda adı geçen Aatıf Sow'a bir servis yaptı. Beraberlik geldi. Sow'un "röveşatalık at Memo" sözünü dinleyen Mehmet Topal attı, Sow da attı. 

"Hocam, Musa arkadaşımız tehlikeli hareket yapıyor"

Devre böyle bitecek derken, üzerindeki ataleti atmış olan Josef de Souza üzerindeki adamı da attı, giderken faul yapıldı. "Bu takımın duran top kullanan adamı Alper midir ?" diye kahvede kızan abiye Alper evet dedi, Moussa Sow üçledi. Fenerbahçe de uzun süredir Hat-trick yapan da yoktu...En son yine Sow yapmıştı...

İkinci yarı adeta "en son ne zaman Fenerbahçenin bir maçını rahat izledik ?" diyenlere özel kurgulanmıştı. "Kalecinin uzanamayacağı köşe" sözünü seven Aatıf sözün hakkı verip 4-1, Roberto Köybaşı 5-1 yaptı. İsmail'in frikik golü kadar önemli olan Robin ve Kjaer'den vuruş iznini almış olmasıydı...

Ali Palabıyık maç sonunda günlüğüne, "Sevgili günlük, nasılsın ? yine beraberiz. Ben bugün Robin Van Persie'ye hücum faul çalıp, sarı kart gösterdim. Sanırım bu bir ilk" yazdı. 

Fenerbahçe bu sezon 3.defa 5 gol attı, diye yazarsak "Hiç unutmam, o sezon ilk maçta Rizespor'a 5 gol atmıştık. O maçın ilk yarısı 0-0 bitmişti. İkinci yarıda asker traşlı, dizi bandajlı Aykut girdi tam 4 gol attı. Fenerbahçe'nin hiçbir maçında, sezonunda ümitsizliğe kapılmam ve haklı çıktığım da çok olur" diyenler çıkabilir. 

Haftaya güzel maç olacak.
Şampiyon Beşiktaş Kadıköy'e gelecek.
Karşısında, tüm zamanların en çok şampiyonu olduğunu hatırlamaya başlayan Fenerbahçe olacak.


21 Kasım 2016 Pazartesi

Yıllar geçiyor fark etmesen de

"2004 yılının yılbaşında ne yapıyordunuz ? 2013 kurban bayramı ? 2006'daki yaş gününüzde neredeydiniz ? Eşinize 2009'daki yaş gününde ne aldınız ?

Bu gibi sorulara biraz da şakın bir ifadeyle "nereden bileyim?" diyenlerin o 18 derbiyi karıştırmadan, golleri, pozisyonlarıyla saymaları hatta maç öncesi ne yediklerini, maçtan sonra kiminle mesajlaştıklarını hatırlaması garip gelebilir.
Önemlidir, gelmesin. 

Fenerbahçe için Galatasaray maçları bir meydan okumadır. Her Galatasaray galibiyetini ilk galibiyet gibi heyecanla kutlar Fenerbahçe ve ligler tarihinden gelip geçmiş hiçbir takımın galibiyet üstünlüğü kuramadığı bir şampiyondur ! 

Sarı Kanaryalar, "galibiyetleri" faks mesajları yerine 7.32 x 2.44 arasından geçecek topun kaderine bağlar, top bu istemediği zaman da olur...

Dün geceyse isteyen top değil tüm camiaydı...
..
..
Klasik cümledir "devre böyle bitecek derken" 

Aslında, Fenerbahçe hatasız ama çok da etkili olmayan bir ilk yarıyı tamamlıyordu.

Cüneyt Çakır da ikinci yarıda Tolga Ciğerci'yi atmak zorunda kalırsa, olayı dengeleyip Fenerbahçe'den de Skrtel'i atma planlarını yapmıştı.

Sonra birden bire şunlar oldu.
Alper önce Hakan Tecimer misali bir bilek hareketi yaptı.
Sonra Rebrov misali bir ara pası verdi.
Şener fırladı, bir sağ açık yumuşaklığındaki ayağıyla topu Robin v.Persie'ye yolladı.
Top, beklentilerin gerisinde kalan Premier League gol kralının da gerisinde kaldı ama dedik ya o bir kraldı. Vurdu ve sezonun en güçlü deparını attı...

Seni tutamazlar...

Tribündeki ortak kanıyla, Fethiye'deki evdeki, Mainz'daki kahvedeki aynıydı : gol tam zamanında geldi.

İkinci yarı Fenerbahçe haftalardır sürdürdüğü "hatasız oyun" sloganından ödün vermedi.

Alper ciğerlerini zorladı, tüm hava toplarına ribounda giren Dixon misali cesaretle yükseldi ve aldı. Verebileceği her şeyini sahanın her köşesine serpiştirdi. 

Hasan Ali ülkenin en iyi sol beki olmayı kafasına koymuş bir oyuncu ne yapması gerekiyorsa onu yaptı. 

Bruma Şener'e attığı her çalımdan sonra "bunun ikizi olabilir mi ?" şaşkınlığıyla Şener'i bir daha karşısında buldu. Şener mevkisinin ilk seçeneği olmasının yolunu çalışmak olarak gördü, yukarıda yazmıştık ama tekrarında fayda var: Robin Van Persie'yi de çok iyi gördü !

Simon ve Skrtel, yemin töreninde "havada, karada, denizde ve her yerde" diyen acemi er misali her yerdelerdi ama acemi değillerdi !

Josef de Souza soyadına uygun paslar attı, pres yaptı, penaltının asistine adını yazdırdı, uzak bir diyarda kahvesini içen Vitor Pereira'nın ilk kez olumlu anılmasını sağladı.

Volkan 'ne kavgam bitti ne sevdam' diye oyundan zaman zaman kopsa da bağlandığında Galatasaray defansını her anlamda rahatsız etti. Gol pozisyonlarındaysa şansızdı diyelim.

Sow Arabistan dönüşü rehavet aylarını geride bırakıp Fransa'dan geldiği günlerdeki diriliyle gollük paslar attı, rakip bekleri hücuma çıkmama konusunda kararlı hale getirdi. Volkan hat trick yapsa üç asist de Sow'dan gelecekti...

Robin v.Persie "gol krallığı önemli değil, önemli olan takımın şampiyonluğu" diyeceği günlere bir adım daha attı. 

Volkan Demirel Dostoyevski'nin  Karamazov Kardeşlerini okumaya başlasa ilk cildi yarılardı...
..
..
Advocaat'ın zekası ve duygusal zekasının oldukça yüksek olduğunu demeçlerinden anlıyorduk, futbol zekası ve kadro mühendisliği (!) konusunda da becerileri ortada. Futbolda sonuç önemli, sezon sonu önemli. Oraya kadar ne olur bilinmez ama en kötümser "Fener bu sene 8. olur" diyen Fenerbahçeli bile bugün hocanın hakkını veriyordur...

Çocuklar okula giyecekleri formalarını yataklarının yanına serip  yattılar.
Sabah İstanbul trafiğinde buğulu camlardan atkıyla bakan çocuklar, sarı lacivert kravatlı, formalı amcalarla selamlaştılar. 

1988-89 sezonun son günü İslam Çupi şöyle yazmıştı: 

" İstanbul’da hiçbir rakibi kalmamıştı Fenerbahçe’nin. Kendisi ile dövüşüyordu, kendisi ile sevişiyordu, kendisi ile gurur duyuyordu, kendisi ile deliriyordu Fenerbahçe. Yalnız bir en büyüktü Fenerbahçe İstanbul’da."

Öyle duygularla bir sabaha daha uyandı Fenerbahçeliler
Yıllar geçmiş, 18 yıl olmuştu.









18 Kasım 2016 Cuma

Kale duvarına çarpan oklar

Sahi neden Fenerbahçe sahasında Galatasaray'a kaybetmiyor ?

Fenerbahçe tarihini yazan Rüştü Dağlaroğlu 1930'lardaki bir maçtan bahsederken "Fenerbahçe asla masa başında hakkını alamaz, mutlaka saha içinde güçlü olup işini orada bitirmeli" der. 1930lar için yapılan bu tespit 86 yıl sonrası için de  aynen geçerlidir. Fenerbahçe'nin 2000lerdeki ezici üstünlüğü her ne kadar kupa sayılarına ezici olarak yansımamış olsa da Fenerbahçe'ye karşı büyük bir çekememezliği getirmiştir.

Temmuz 11'de Fenerbahçe'ye düzenlenen kumpasta "bu yolda bizde varız" diye kumpasçılara yol arkadaşı olanların varlığı,  bu çekememezlik ve haset ile açıklanabilir. "Taraflardan birinde Fenerbahçe varsa diğer taraf mutlaka haklıdır" zihin altının vazgeçilmezidir.

Masa başının mağduru Fenerbahçe için yegane çözüm saha içinde kazanmaktan geçer. Şöyle örnek verelim, 2011 sonrasındaki sezonlarda Fenerbahçe lig yarışında üçüncü, yedinci olsaydı mücadelesinde inandırıcılığı yok olmazdı ama etkisi azalırdı. 

Fenerbahçe, yıllardır Galatasaray maçlarını bir varoluş ve düzene karşı intikam maçı gibi görür. Tek başına yeterli olur mu ? Tabii ki hayır.  2005-06 yılında iki kere yendiği Galatasaray lig sonunda şampiyonluğu kutlarken Fenerbahçe Denizli cehennemindeydi...

Bu sene o sene sloganıyla Kadıköy'e gelen ezeli rakiplerin tüm tedbirleri, Fenerbahçe'nin derbiler öncesindeki kart cezalıları ve sakatları vs hepsi tek bir şartla kale duvarlarına çarpan oklar kadar  etkili olabilir. Nedir o şart ?

O maçı kazanmayı istemek. Bu kadar basit mi ? Evet !

Sadece Galatasaray maçını kaçırmamak için İstanbul dışındakilerin aldıkları kombineler, o maça özel giyilen formalar ve atkılar, o maç için İstanbul'u koruduğuna inanılan azizlerin ruhlarına yakılan mumlar, o maça özel kılınan namazlar, adanan adaklar, "Galatasaray'ı yenersek gidip ondan özür dileyeceğim" gibi bir aşkı bir maçın kaderine bağlayanlar (Evladıma Miras Bu Sevda'da bu ayrı bir roman olur demiştim, vakit olmadı), o maç öncesi küs olduğu aile büyüğünün eline öpenler, o maçta gol atan oyuncunun adını çocuklarına verenler...

Galatasaray maçları kadar Fenerbahçe'yi birleştiren bir "gün" yoktur.

O en uzun gün, Florya'dan çıkan Galatasaray otobüsüne eliyle 6 yapan taksiciyle başlar, stadyumdaki öfkeli ve inançlı 55.000 kişiyle devam eder. 

Uzak bir ülkedeki adamın sadece o maç öncesi dinlediği The Cure'dan "3 imaginary boys" şarkısı biter, stadyumda geri sayım başlar,10-9-8...1 ve evet sıfır da söylenir ve omuz omuza başlar... 

"Bu sene işimiz çok zor" diyen en karamsar adam bile, maç başlamadan önce, bir gün sonra giyeceği sarı lacivert kravatı çoktan seçmiştir.

Fenerbahçe'nin ebedi bir aşk olduğunu size öğreten ve sizi Fenerbahçeli yapanları düşünün. En önemli maç olarak size hangi maçı söylediler ? Peki o sizi Fenerbahçeli yapanların o en önemli maç için berberliği de karşı tarafa verip iddiaya girecek öz güveni bir zamanlar sizi şaşırtmadı mı ? Ve yıllar sonra siz de öyle bir iddiaya girdiniz değil mi ? Son bir tahminde daha bulunayım. Taa okul yıllarına dönün. Platonik aşkınız hangi takımdandı ? Çok ilginç... 

Böyle tuhaf tutkularla dolu, rakiplerce "Fenerliler de biraz abartır" denen o adamlar/kadınlar... 4-2-3-1, kanat akınları, 3.bölgede pres ve defans arkasına atılan toplar konuşulurken uğurlu kaşkolu bağlayıp, nasıl duruyor diye aynaya son bir bakış atıp evden çıkanlar. 

İnanırsan kazanırsın.

1979 

8 Kasım 2016 Salı

Umut Kesmek...



Fenerbahçe Alanyaspor ile 1-1 berabere kaldığında "Fenerbahçe'nin Yalnızlığı" diye yazmıştım.

Yazı şöyle bitiyordu:



Lig liderliği Fenerbahçe için hala uzak bir hedef ve her anlamda yalnızlığı devam ediyor.

Fenerbahçe'nin Alanya beraberliği ve ağır Manchester United mağlubiyetinden sonra Konyaspor, Karabükspor, Manchester United ve Akhisar serisini kayıpsız atlatacağına inanmak kolay değildi.

Peki ne oldu da Fenerbahçe 4 galibiyet aldı ?

Lens sakatlıktan döndü. Evet, bazen bir oyuncu fark yaratır.

Advocaat 4 maçta 16 kişilik çok akıllı bir rotasyon yaptı. Evet, hoca televizyon programında kebap yiyenler ve ülke puanını virgülüne kadar hesap edenler kadar futbolu biliyor.

Aatıf 2 maçta 3 klas hareketle 3 gole katkı yaptı. Evet, hoca onu da diğer az şans bulanları da silmemiş.

Premier League gol kralı futbola döndü. Evet, ülke sınırlarındaki en kariyerli oyuncu hala o ve hala o görkemli kariyerinden sadece fragmanlar izliyoruz.

Ozan Tufan ve Josef fayda konusunda geçen yıla fark attılar. Evet, Ozan'daki gelişimin arkasında Terim var (!) ama bari Josef'i Advocaat'a yazalım.

Fenerbahçe son iki maçında defans yapmak durumunda kaldığında "kademe" konusunda büyük beceri gösterdi. Herkes birbirinin açığını kapattı. Evet, basketbol takımını izlemiş de olabilirler.

.
.
.

1991-92...Premier League kurulmadan önceki sezon.

Ligde Manchester ile Leeds United karşılaşıyorlar. Leading isimli kitabında Alex Ferguson, berabere kaldıkları Leeds maçından sonra  pek de alışık olunmadığı bir şekilde soyunma odasının duşlar bölgesinde dolandığını ve  Manchesterlı oyuncuların sohbetlerine kulak verdiğini anlatıyor. Steve Bruce ve Gary Pallister Leeds'in yeni transferinin yeteneklerinden övgüyle bahsediyorlar ve bu Ferguson'un aklına karpuz kabuğunu düşürüyor...

Howard Wilkinson'ın menajerliğini yaptığı Leeds United o sezon şampiyon oluyor. Leeds menajeri şampiyon kadrodan bir oyuncularını satmaya karar veriyor. O oyuncu Ferguson'un soyunma odasında duyduğu o isim. Takıma uyum sağlayıp sağlayamayacağı konusunda şüpheleri olsa da oyuncularından duydukları onu cesaretlendiriyor ve 1.2 milyon Poundu bastırıp o oyuncuyu alıyor.

O oyuncu Manchester'da 5 sezonda 4 şampiyonluk, 2 FA Cup kazanıp kulübün sembol oyuncularından bir tanesi oluyor !

Howard Wilkinson da Leeds'i şampiyon yapan adam olarak bilinmesinden çok o oyuncuyu satan, en büyük hatanın sahibi olarak hatırlanıyor...

Nasıl satarsın bu adamı ?

Futbolda isteyerek veya istemeden yapılan büyük hatalar var.

Fenerbahçeliler için yapılabilecek en büyük hata "umut kesmektir"
Futbolcu ve taraftar hepsi buna dahil...

31 Ekim 2016 Pazartesi

Memnuniyetsizlik Saplantısı


Fenerbahçe'nin 4.golü müthişti.

Haftalardır yedek kulübesini bile zor gören Aatıf'ın ilk 11'de olması küçük, ilk yarıdaki silik oyunu sonrası oyunda kalması büyük bir şoktu ! Bir çok Fenerbahçeli ikinci yarıda Aatıf çıkar Sow veya Emenike girer diye düşünüyordu ve ben de bunlardan biriydim. 

Advocaat ile 46. dakika başlamadan koridorda konuşma şansım olsa "hocam niye Aatıf oyunda ?" diye sorardım. Muhtemelen o da kollarını kavuşturmuş bir şekilde,  "çünkü kararları ben veriyorum" diye o zeka ve mizah karışımı cevaplarından birini verirdi.

-Maçtan sonra kaybolma
-Peki hocam
Fenerbahçe'nin 4.golü öncesi Robin van Persie'nin indirdiği top futbol adına 5 kere geri ileri sarıp izlenecek cinstendi. Televizyonda onun yerine 9 defa penaltı pozisyonu ileri geri sarıldı 9 defasında da penaltı çıktı... Neyse biz gole dönelim.

Hasan Ali, orta sahadaki Robin van Persie'ye bir top attı. Hollandalı, sol ayağını butterfly raket ile kesme atarcasına kullandı ve topu Aatıf'ın önüne düşürdü. Aatıf önce basit bir iş yaptı, kendi yarı alanında kalıp ofsayttan kurtuldu. Yerde seken topu kafasıyla önüne indirdi, sürdü, sürdü, tık diye kalecinin bacakları arasından ağlara yolladı. 




Hoca Aatıf'ı oyunda tutmakta haklı mıymış ? Evet, haklıymış.

Siz Salih veya Stoch olsanız idmanlarda Aatıf ne yapıyorsa aynısını yapıp size gelecek sırayı beklemez misiniz ? 

...
...

Aatıf orada Lens'e niye vermedi ? 
Bir de Emenike gole hiç sevinmemiş.
Bence Ceyhun atılmasaydı maç bu kadar kolay olmazdı.
Hoca bence Salih'e taktı.
Sow bitik.
Lens gol dışında pek yoktu.
Van der Wiel gerçekten sakat mı ? Ben inanmıyorum.
Fernandao dönünce kadroya giremez.
Tamam Volkan iki asist yaptı ama gol atamıyor. 
.
.
Futbol veya güzellik konuşmaya niyetimiz var mı ?
Güzellik konuşmak biraz bilgi de ister. Okuyup anlamak da... 
Atıp-tutmak, agresif, uzlaşmaz, hoş görüsüz olmak meziyet değil.

Tuttuğu takımın başarısından mutlu olmaya çekinenler, bence rahat ve mutlu olun. Memnuniyetsiz olanlar sizden daha iyisini bilmiyorlar !


17 Ekim 2016 Pazartesi

Fenerbahçe'nin yalnızlığı

Maraton programındaki Tümer Metin ve Metin Tekin futbolculuğuna ve futbol yorumlarına saygı duyduğum iki isim. Tümer Metin'in hiç düşünemediğim konularda analiz yapmasını çok beğenirim. Bazen katılmam o ayrı...

Fenerbahçe-Alanyaspor maçındaki penaltı pozisyonu yorumlanırken "Emenike gibi adam o temastan düşer mi ?" dedi. İşte bu o katılmadıklarımdan...


Stoch daha ufak tefek düşebilir ama Emenike düşmez gibi bir yorum doğru değil. Zira hareket penaltıdır veya değildir. Bayern Munich'in bir pozisyonu yorumlanırken "Lewandowski gibi adam  o kadar temasla düşmez, penaltı değil" diye yorum yapıldığını sanmıyorum.

Yıllardır yutturulan "penaltı gibi penaltı" veya "hakemi de yeneceksin" sözlerine itibarımız hemen bitmeyecektir. Ancak üzerine düşünürsek, eminim Fenerbahçe'nin sırtına bindirilen yükün gereksizliğini anlayabiliriz.

2015-16 sezonunda ligimizde penaltıların %78.94'ü gol ile sonuçlanmış. Alanyaspor maçında  o penaltı verilse Fenerbahçe o 21.06'lık hakkını kullanabilir veya penaltıdan golü atar üstüne 2 tane de yiyebilirdi. Bunlar da mümkün. Ancak "bunu konuşmayalım" şartlanması  hatalı.

Fenerbahçe'nin dünkü Alanyaspor beraberliğini salt hakeme bağlamak kolaycılık ve hata olur. Ayrıca, bence vasat altı bir hakem olan Alper Ulusoy iki takım için de hatalı kararlar verdi, Emenike ilk dakikada kart görse, Volkan Şen atılsa şaşırmazdık. 

Volkan Şen'in güven noksanlığı veya tercih hatalarında, sezon başından beri beklenen performansından çok uzakta olan Van der Wiel'in rakibin yanında hamlesiz kalıp golün ortasına engel olamamasında, hocanın Emenike-Atıf tercihinde, Van Persie'nin direği yalayan serbest vuruşunda Alper Ulusoy'un zerre suçu yok.

İki sezondur Fenerbahçe ilk golü atıp ikinciyi bulmakta büyük sıkıntı yaşıyor. Mağlup duruma düştüğü maçlardan henüz çevirdiği de maalesef yok ! Sezon başından beri ligde gol yemeden kapattığı maç olmadı.

Kabul, Ozan, Lens ve Sow gibi üç etkili 2 çok formda isim mecburen yoklar. Ancak Aykut Hoca'nın futbol hayatımıza zorla soktuğu, ilk zamanlarda "ben bugün koştum sen de koştun mu ?" diye yorumcuların fırlamalık yaptığı bir konu var: Koşu mesafeleri !

Fenerbahçe ligde hangi maçlarda rakibini bu konuda geçti ? Robin Van Persie'nin dün 11 km koşması önemlidir ama takımın en çok koşan ikinci oyuncusu olması ciddi bir sıkıntıdır. 

Mücadelenizi yükseltirseniz kalite farkınız ortaya çıkar. 
Diğer türlü rakibin mücadele etmediği maçı beklersİniz ama her futbolcu da Fenerbahçe maçını bekler !

Bugün, lig liderliği Fenerbahçe için uzak bir hedef. 
Özellikle her anlamda yalnızken.
Yarın ne olur bilinmez.