27 Aralık 2016 Salı

O Havlu Benim Değil.

Lens olmasaydı Ali Palabıyık maçın önüne geçebilirdi...

Josef vurdu, Yusuf Erdoğan çizgiden elle çıkardı ama Josef işi garantiye alıp bir daha vurdu ve golü attı. Çocukluğumuzdan beri mahalle maçlarında da Wembley'de de "giren gol penaltı olmaz" diye biliriz. Tabii Ali Palabıyık çocukluğunu yaşamamış veya Wembley'de maç izlememiş olabilir, ona lafımız yok ama ya o penaltı kaçsaydı ? Kaçsaydı ve maç da 0-0 bitseydi...

Ersun Hoca'nın notebookundaki Lens dosyasına virüs girmiş olmalı, yoksa tedbirini alırdı. Gerçi Lens Vikunya kumaşı gibi nadir bulunan bir yetenek, Hırsıza tedbir dayanmaz misali her maçta rol çalıyor..


And Dağlarında soyu tükenme tehlikesindeki Vikunya'nın tüyünden yapılan bir palto 20.000 Euro'ymuş. 

Lens'in ikinci golde hızlanıp yavaşlaması ve tekrar hızlanıp rakibini geçmesini, istenilen yumuşaklıkta topu Moussa Sow'a bırakmasını Volkan Şen'in de izlemiş olmasını yürekten dilerim.

Moussa benim bir şutum daha vardı diye yazıyı kontrol ediyor.

Mutfaktaki bir annenin "hadi yemek hazır olmak üzere siz de sofrayı kurun" diye içeriye seslendiği, ev halkının kıpırdamadığını görünce önce tabağı, bardağı, çatalı, bıçağı kapıp sofraya koyduğu ardından da yemekle geldiği bir sahne düşünün. Lens'in üçüncü golü öyleydi. Hazırladı, bitirdi...Tabii o fast break akını başlatan Volkan Demirel'e de bir alkış yollamak gerek.  Lens'in golü Volkan Şen'in uzun süredir denediği ama atamadığı bir gol. Volkan sırayla gidip önce ikinci goldeki şifreyi çözmeli... Bu yılın iki asist kralı Fenerbahçe'den çıkabilir diye iddiamı sürdürüyorum.

Fenerbahçe'nin eksikleri çoktu ve arandı ama takım oyunundan ödün verilmemesiyle yamalar tuttu.  

Ali Palabıyık penaltı kararından sonra yaralı aslan misali daha tehlikeliydi. Sarı kartlar icat etti ama Trabzonspor'u 9 veya 8 kişi bırakacak aksiyonları almamayı tercih etti. 

Fenerbahçe uzun yıllardır devam eden "top bende kalsın" görüşünü "top sizde kalsın" diye revize etmiş gözüküyor. O görüş ile de an itibariyle ligin en çok gol atan ve en az gol yiyen 2.takımı. 

Uzatmayalım "Lige havlu attı" denen Fenerbahçe "o havlu benim değil" dedi.

20 Aralık 2016 Salı

Manşetler değişiyorsa...

Futbol bazen hayatın içinde tutunacak bir dal, bir umut oluyor...

Eğer bir Gençlerbirliği taraftarı olsaydım dün gece için beraberliğe bile üzülecekken gelen yenilgiyle yıkılır "futbol adil değil" derdim. Doğru değil ama dün gece adil olmayan sadece futbol topuydu. Futbolun, o tarifi zor bilinmezliği kazanınca güzel, kaybedince tahammülsüz oluyor. Bu empati mutlaka yapılmalı. 

Çok soğuk bir gece.
Tribünlerde yer yer doluluklar gözüküyor.
Ortam 2 hafta önceki Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçından farksız bir ıssızlıkta




Ümit Özat'ın takımı liderliğe oynuyor, Fenerbahçe puan veya puanlar almaya gelmiş Anadolu takımı görüntüsünde.
...
...
Ligimizin en iyi kalecisi Volkan Demirel diyemiyorsak sebebi Muslera'dır. O halde ligimizin son 10 yıldaki en iyi yerli kalecisi Volkan Demirel diyerek bu konuyu çözüme kavuşturalım.

Maç devam ederken, beyni bir futbol kitaplığı ve Fenerbahçe arşivi olan Ertuğrul Korkmaz "Volkan maçın adamı olur" dedi. Dakikaya baktım henüz 56. "Daha çok var inşallah" dedim. Yine maç devam ederken "Son yıllarda Kadıköy'de Fenerbahçe kalesine bu kadar çok şut çeken takım olmamıştır" dedi. Maç sonu istatistikler "75'dan maçtan beri..." diyordu.

Peki, böyle bir maçı Fenerbahçe nasıl kazandı ?
Maçtan sonraki basın toplantısında, Fenerbahçe'nin çok etkisiz olduğu ve ikinci yarıdaki 25 dakikada kalesinde yıllardır görmediği kadar gol pozisyonu görmesinin nedenini soran muhabire Küçük General  "Fenerbahçe'yi o 25 dakika ile değil son 10 maç ile değerlendirin" tavsiyesinde bulundu.

Advocaat ile ilgili futbol övgülerine, Antalyaspor maçında Cüneyt Çakır'ın futbol ve vicdan infazı engel olmamalı...

Evinde mahkum oynadığı bir maçı 3 "fast break" golüyle kazanmayı sadece futbol şansı diye açıklarsak hata olur, yetenekler ve emeğe saygısızlık olur. Futbol şansı da yanındaydı dersek taşlar yerine oturur. 

Bugünün gazete manşetleri "Fener dondu kaldı" değilse Volkan Demirel sayesindedir. "Fenerbahçe yola devam ediyor" manşetleri ise Lens, Sow ve Advocaat sayesindedir.

Lens'in biraz umursamaz görüntüsü içinden fışkıran futbol yeteneği ve Sow'un bitirici tek vuruşları beraber değerlendirildiğinde ortaya çıkan görüntü Eagles'in Lyin Eyes şarkısındaki ahenge yakın değerdir. Volkan Şen de "Son pişmanlık fayda etmez" eşliğinde bu golleri defalarca izlemelidir.



Ozan'ın gol pası da, kalın Fernandao'nun ince gol vuruşu da, oyuna alınmaları da soğuk gecenin Fenerbahçe adına güzellikleriydi.   

Advocaat'ın maç sonunda Van der Wiel ve Emenike için söyledikleri de belki bir gün büyük bir takıma teknik direktör olacak Ümit Özat tarafından da okunmalıdır. 

"Emenike ve Van der Wiel’in başka bir kulüp bulmasının daha iyi olacağını düşünüyorum"


Advocaat bambaşka bir ego ile konuşup bugün manşetleri doldurabilirdi.

9 Aralık 2016 Cuma

"Kazanırsan iyisin kaybedersen kötüsün"

Maç sonrası konuşmalar önemlidir.

2000-01... Fenerbahçe Gaziantep'i 0-3'den 4-3 yenmiş ve Trabzon'a gitmiş. Trabzon'da 1-0 şoke eden bir yenilgi alıyor. Bir sonraki maç Kadıköy'de Galatasaray ile. Mustafa Denizli mağlubiyet sonrası kendinden emin bir şekilde "Bu mağlubiyet şampiyonluk şansımızı azaltmadı, tam tersine arttırdı" diyor...

2012-13... Fenerbahçe Lazio'yu eleyip Avrupa Ligi yarı finaline çıkmış. Aykut Kocaman tüm Fenerbahçelilerin duygularına hitap ediyor: "Geçen sezon bizi Şampiyonlar ligine göndermeyenlere yarı finalinden selam olsun demek lazım

Feyenoord maçı sonrası Advocaat'a "istifa etmeyi düşünüyor musunuz ?" sorusu gelebilirdi onun yerine Avrupa ligi finali soruldu.
...
...
Sezon başında Robin Van Persie hocaya gidip "oynamak istiyorum" dediğinde Advocaat "evet ben de seni oynatmak istiyorum ve sana çok güveniyorum" şeklinde cümleler kurdu. Daha sonra elindeki raporları Hollandalı futbolcuya göstermesi ve "ancak bu veriler ile maç oynaman imkansız, güçlenmelisin" demesi mi daha kıymetliydi yoksa Robin Van Persie'nin o verileri düzeltmek için çok çalıştığını takım arkadaşlarının görmesi mi ? 

Sezon başı hazırlıklarını yapan takımın karıncadan çok ağustos böceğine benzediğini söyleyenler haklıdır. Yine de sezonun formda takımı Monaco'yi Fenerbahçe'nin elinden alan hakem kararları oldu. Futbolda yüzdesini bilmediğimiz bir şans faktörü var ve siz ne yaparsanız yapın sizinle beraberdir.

O "şans faktörünü" en aza indirmenin tek yolu "çalışmak" 

Çalışmak deyince, sahanın etrafında 20 tur koşmak yerine 40 tur koşarsanız sadece daha çok koşmuş olursunuz çalışmış olmazsınız. Size birisinin neyin eksik olduğunu anlatması ve ona yönelik idman yaptırması gerekir.

Andrea Pirlo'nun biyografisine uğrayalım. Zaten iyi frikik atan Pirlo'nun daha iyisini yapıp Lyon'lu Juninho gibi frikik atmak hayali var. Onun tüm kasetlerini alıp defalarca izliyor ve sonunda topa (nasıl oluyorsa) bir kaç parmağıyla vurduğunu anlıyor. İdman sahasında o vuruşu deniyor, deniyor, deniyor ve yapıyor... Muhtemelen o vuruş tekniğini anlamasa sahada 500 yerine 1000 frikik dahi atsa Juninho vuruşunu yapamayacaktı.

Fenerbahçe'de oyuncuların artan verimliliği ve başarısı "hoca etkisini" net gösteriyor. 

Caner yetenek olarak Hasan Ali'den 1-2 gömlek üstündür ama Hasan Ali daha iyi bir sol bek. Geçen yıldan daha sağlam, arkasına adam kaçırmayan bir oyuncuya dönüşüyor. Sosyal medyada araba yerine özel antrenman videosu paylaşıyor.

Alper dün geceki futboluyla futbolculuğunu büyütmeye karar verdiğini gösteriyor. Yetenek belli bir yaştan sonra gelişmez diyenlere Cruyff geri pas kuralı çıktıktan sonra ayaklarını kullanmayı öğrenen kalecileri örnek verir. Yani gelişir...Ayağında topu daha az tutan, pas kararını daha çabuk veren Alper futbolu bıraktığında, salonundaki şampiyonluk fotolarını nasıl dizeceği konusunda epey zorlanır.

Sow'un sürekli tersinin düzüne gelmesi bir tesadüf müdür yoksa maçın içindeki yüksek konsantrasyon ve verilen kilolar ile istediğini daha rahat yapabilen bir adale gücü müdür ?  



Josef de Souza'nın müthiş gayretinin yanında maçın ilk yarısında defanstaki bir dokunuşu var. Brezilya milli takımına kadar uzanabilecek bir yol olduğuna inanıyorsa gidebilir. O yolda yürürse benim gibi ona "danışman" diyenlere daha çok pişmanlık yazısı yazdırır.

Zorya'daki son dakika golüyle cankurtaran sandalını denize atan Kjaer'in Skrtel ile Uche-Högh ritmini yakalaması mutlaka oyuncu kalitesiyle de ilgilidir ama Küçük Generel, Mario Been ve Cor Pot'un katkıları da büyüktür.

Fenerbahçe hak ederek, Manchester United'ın önünde Avrupa Liginin en zor grubunu lider bitirdi.

Bir daha yazalım. Fenerbahçe hak ederek, Manchester United'ın önünde Avrupa Liginin en zor grubunu lider bitirdi.

Hocaya Avrupa ligi finali soruldu dedik, haklı olarak önümüzde Antalya maçı var dedi. Türkiye'de futbolda krallık ve hainlik arasındaki iniş çıkış için 7 gün yeterlidir.

Advocaat "Kazanırsan iyisin kaybedersen kötüsün" diyerek şifreyi çözdüğünü belli etti. Bir de cümleleri arasına ile kez "gelecek sezon" lafını sıkıştırdı ve  bir çok Fenerbahçeli tam o anda "bizim büyük bayrak neredeydi" diye şöyle bir aklından geçirdi.

"Şu dünyadaki en mutlu kişi mutluluk verendir"

3 Aralık 2016 Cumartesi

Aralık Menüsü

Küçük General Kasım ayında iyi bir Fenerbahçe vaat etmişti ve bunu gerçekleştirdi.

Fenerbahçe menzil içine girdi, dahası oynadığı futbolla farkı kapatabilirim mesajını verdi.

11 yıldır Kadıköy'de kazanamayan Beşiktaş ve kariyeri boyunca 18 lig maçında Kadıköy'de galibiyet görememiş Şenol Güneş ya beraberlik ya mağlubiyet sloganıyla yola çıkmışlardı. 

Fenerbahçe ilk yarıda golü kovalarken Volkan Demirel Galatasaray maçında başladığı Karamazov Kardeşler'in ikinci cildine geçti. Fenerbahçe kapanan Beşiktaş'ı açmak için kanatları kullanamadı veya Beşiktaş bekleri iyi günlerindeydi.

Advocaat, ikinci yarıda maymuncuk olarak Volkan Şen'i oyuna aldı. Kağıt üzerinde doğru olan bu hamle sahada işe yaramadı. Volkan Şen'in küskün ve gölgesiyle kavga eden görüntüsü etkisizliğinden daha rahatsızlık verdi. Ligimizde 12 asist sezon sonu "asist kralı" olmaya yeter. Volkan Şen bu tacı ve sezon sonu posterinde en parlak yeri alabilir. Beşiktaş maçındaki görüntüsüyle devam ederse Fabiano ile kulübede dostluğu ilerletir...

Lens oyuna girdikten sonra 3 pozisyonda farkını gösterdi. Birinde tercih hatası yapmasa belki de maçın adamı olacaktı. Sağlıklı bir Lens 10 kaplan gücündedir...

Beşiktaş Abubakar hamlesiyle, neredeyse yılbaşında çeyrek bilet ile büyük ikramiye kazanacaktı. Volkan Demirel'in kafasıyla uzaklaştırdığı top maçın en kritik anlarından biriydi.

Neticede Volkan Demirel, Şenol Güneş ve Beşiktaş'ın istatistikleri bozulmadı. 
Fenerbahçe avantaj kaybetti.

Şenol Güneş maç sonu klasiği olarak türlü konularda şikayetlerde bulundu. 

Hüseyin Göçek, "en azından derbileri yabancı hakem yönetmeli" diyenlere destek ve 2010-11 yılındaki başyapıtından uzakta olsa da "hala ayaktayım" mesajını verdi.



Selçuk Şahin'den bahsetmezsek bir şeyler eksik kalır. Hafta içi dondurucu soğukta oynanan kupa maçında tribünlere gelen bir avuç taraftar bir kaç kez Selçuk Şahin'i tribünlere çağırıp bağrına bastı. O da onları selamladı. Eğer bir kulübün taraftarı bir futbolcunun onlara ihanet ettiğini düşünüyorsa haklıdır. 

Bakalım aralık ayı menüsünde Advocaat'ın Fenerbahçesi neler sunacak ? 
Kasım menüsünü herkes çok beğenmişti.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Fenerbahçeliler Fenerbahçe'yi hatırlarsa...

Zorya maçında Advocaat oyuncu değişikliği için Robin Van Persie'iyi yanına çağırdı. Hollandalı oyuna girecekken onu almaktan vazgeçti, başka bir değişiklik yaptı. Robin Van Persie küsmek bir yana Rize'de 11.09 km koşu mesafesiyle ve futboluyla göz doldurdu. Futbolcu hocasına güvenmeli.

Hoca futbolcusuna ? 

1982 dünya kupası öncesi İtalya'nın dünya kupası kadrosu açıklandığında küçük çaplı bir şok yaşandı. 1980'de bir bahis skandalına adı karışmış, 2 yıl futboldan men almış Paolo Rossi de kadroya alınmıştı ve cezası dünya kupasından bir kaç hafta önce bitecekti. Dünya kupası başladı. Enzo Bearzot bir adım daha ileriye gidip onu oynatmaya başladı. İtalyan basını hocayı eleştirmekte haklıydı çünkü ilk 4 maçta Rossi'nin golü yoktu ! Çeyrek finalde Brezilya'ya 3, yarı finalde Polonya'ya 2, finalde Almanya'ya 1 gol atan Rossi gol kralı olurken, İtalya da şampiyon oluyordu.


Kadro mühendisliği(!) hatası olarak görülen, devre arasında kiralanacak denen Aatıf, Karabükspor maçında rotasyona dahil oldu. O maçın ilk yarısındaki vasat oyunuyla "ikinci yarıda çıkar" dendi (dedim). Çıkmadı nefis bir gol atıp rotasyona dahil oldu. 3 maçta 3 gol atıp 2 de asist yaptı.
..
..
Bildiğimiz Fenerbahçe Zorya ile 1-1 beraber kalıp Feyenoord ile ölüm kalım maçına çıkar, Rizespor'a puan kaybedip, Beşiktaş maçına o ruh haliyle hazırlanırdı. Bilmediğimizi kabul etmek de erdemdir...

Gerçi Rizespor tam da o senaryoya uygun başladı, atak oynayıp 1-0 öne geçti. Fenerbahçe 2014-15 sezonunun 5 Mayıs tarihinden beri geriye düştüğü hiçbir maçı çevirememişti ama galiba "o gün bugündü" 

Önce Fenerbahçe Rizespor'un sağ tarafını metrobüs yoluna çevirdi. Yukarıda adı geçen Aatıf Sow'a bir servis yaptı. Beraberlik geldi. Sow'un "röveşatalık at Memo" sözünü dinleyen Mehmet Topal attı, Sow da attı. 

"Hocam, Musa arkadaşımız tehlikeli hareket yapıyor"

Devre böyle bitecek derken, üzerindeki ataleti atmış olan Josef de Souza üzerindeki adamı da attı, giderken faul yapıldı. "Bu takımın duran top kullanan adamı Alper midir ?" diye kahvede kızan abiye Alper evet dedi, Moussa Sow üçledi. Fenerbahçe de uzun süredir Hat-trick yapan da yoktu...En son yine Sow yapmıştı...

İkinci yarı adeta "en son ne zaman Fenerbahçenin bir maçını rahat izledik ?" diyenlere özel kurgulanmıştı. "Kalecinin uzanamayacağı köşe" sözünü seven Aatıf sözün hakkı verip 4-1, Roberto Köybaşı 5-1 yaptı. İsmail'in frikik golü kadar önemli olan Robin ve Kjaer'den vuruş iznini almış olmasıydı...

Ali Palabıyık maç sonunda günlüğüne, "Sevgili günlük, nasılsın ? yine beraberiz. Ben bugün Robin Van Persie'ye hücum faul çalıp, sarı kart gösterdim. Sanırım bu bir ilk" yazdı. 

Fenerbahçe bu sezon 3.defa 5 gol attı, diye yazarsak "Hiç unutmam, o sezon ilk maçta Rizespor'a 5 gol atmıştık. O maçın ilk yarısı 0-0 bitmişti. İkinci yarıda asker traşlı, dizi bandajlı Aykut girdi tam 4 gol attı. Fenerbahçe'nin hiçbir maçında, sezonunda ümitsizliğe kapılmam ve haklı çıktığım da çok olur" diyenler çıkabilir. 

Haftaya güzel maç olacak.
Şampiyon Beşiktaş Kadıköy'e gelecek.
Karşısında, tüm zamanların en çok şampiyonu olduğunu hatırlamaya başlayan Fenerbahçe olacak.


21 Kasım 2016 Pazartesi

Yıllar geçiyor fark etmesen de

"2004 yılının yılbaşında ne yapıyordunuz ? 2013 kurban bayramı ? 2006'daki yaş gününüzde neredeydiniz ? Eşinize 2009'daki yaş gününde ne aldınız ?

Bu gibi sorulara biraz da şakın bir ifadeyle "nereden bileyim?" diyenlerin o 18 derbiyi karıştırmadan, golleri, pozisyonlarıyla saymaları hatta maç öncesi ne yediklerini, maçtan sonra kiminle mesajlaştıklarını hatırlaması garip gelebilir.
Önemlidir, gelmesin. 

Fenerbahçe için Galatasaray maçları bir meydan okumadır. Her Galatasaray galibiyetini ilk galibiyet gibi heyecanla kutlar Fenerbahçe ve ligler tarihinden gelip geçmiş hiçbir takımın galibiyet üstünlüğü kuramadığı bir şampiyondur ! 

Sarı Kanaryalar, "galibiyetleri" faks mesajları yerine 7.32 x 2.44 arasından geçecek topun kaderine bağlar, top bu istemediği zaman da olur...

Dün geceyse isteyen top değil tüm camiaydı...
..
..
Klasik cümledir "devre böyle bitecek derken" 

Aslında, Fenerbahçe hatasız ama çok da etkili olmayan bir ilk yarıyı tamamlıyordu.

Cüneyt Çakır da ikinci yarıda Tolga Ciğerci'yi atmak zorunda kalırsa, olayı dengeleyip Fenerbahçe'den de Skrtel'i atma planlarını yapmıştı.

Sonra birden bire şunlar oldu.
Alper önce Hakan Tecimer misali bir bilek hareketi yaptı.
Sonra Rebrov misali bir ara pası verdi.
Şener fırladı, bir sağ açık yumuşaklığındaki ayağıyla topu Robin v.Persie'ye yolladı.
Top, beklentilerin gerisinde kalan Premier League gol kralının da gerisinde kaldı ama dedik ya o bir kraldı. Vurdu ve sezonun en güçlü deparını attı...

Seni tutamazlar...

Tribündeki ortak kanıyla, Fethiye'deki evdeki, Mainz'daki kahvedeki aynıydı : gol tam zamanında geldi.

İkinci yarı Fenerbahçe haftalardır sürdürdüğü "hatasız oyun" sloganından ödün vermedi.

Alper ciğerlerini zorladı, tüm hava toplarına ribounda giren Dixon misali cesaretle yükseldi ve aldı. Verebileceği her şeyini sahanın her köşesine serpiştirdi. 

Hasan Ali ülkenin en iyi sol beki olmayı kafasına koymuş bir oyuncu ne yapması gerekiyorsa onu yaptı. 

Bruma Şener'e attığı her çalımdan sonra "bunun ikizi olabilir mi ?" şaşkınlığıyla Şener'i bir daha karşısında buldu. Şener mevkisinin ilk seçeneği olmasının yolunu çalışmak olarak gördü, yukarıda yazmıştık ama tekrarında fayda var: Robin Van Persie'yi de çok iyi gördü !

Simon ve Skrtel, yemin töreninde "havada, karada, denizde ve her yerde" diyen acemi er misali her yerdelerdi ama acemi değillerdi !

Josef de Souza soyadına uygun paslar attı, pres yaptı, penaltının asistine adını yazdırdı, uzak bir diyarda kahvesini içen Vitor Pereira'nın ilk kez olumlu anılmasını sağladı.

Volkan 'ne kavgam bitti ne sevdam' diye oyundan zaman zaman kopsa da bağlandığında Galatasaray defansını her anlamda rahatsız etti. Gol pozisyonlarındaysa şansızdı diyelim.

Sow Arabistan dönüşü rehavet aylarını geride bırakıp Fransa'dan geldiği günlerdeki diriliyle gollük paslar attı, rakip bekleri hücuma çıkmama konusunda kararlı hale getirdi. Volkan hat trick yapsa üç asist de Sow'dan gelecekti...

Robin v.Persie "gol krallığı önemli değil, önemli olan takımın şampiyonluğu" diyeceği günlere bir adım daha attı. 

Volkan Demirel Dostoyevski'nin  Karamazov Kardeşlerini okumaya başlasa ilk cildi yarılardı...
..
..
Advocaat'ın zekası ve duygusal zekasının oldukça yüksek olduğunu demeçlerinden anlıyorduk, futbol zekası ve kadro mühendisliği (!) konusunda da becerileri ortada. Futbolda sonuç önemli, sezon sonu önemli. Oraya kadar ne olur bilinmez ama en kötümser "Fener bu sene 8. olur" diyen Fenerbahçeli bile bugün hocanın hakkını veriyordur...

Çocuklar okula giyecekleri formalarını yataklarının yanına serip  yattılar.
Sabah İstanbul trafiğinde buğulu camlardan atkıyla bakan çocuklar, sarı lacivert kravatlı, formalı amcalarla selamlaştılar. 

1988-89 sezonun son günü İslam Çupi şöyle yazmıştı: 

" İstanbul’da hiçbir rakibi kalmamıştı Fenerbahçe’nin. Kendisi ile dövüşüyordu, kendisi ile sevişiyordu, kendisi ile gurur duyuyordu, kendisi ile deliriyordu Fenerbahçe. Yalnız bir en büyüktü Fenerbahçe İstanbul’da."

Öyle duygularla bir sabaha daha uyandı Fenerbahçeliler
Yıllar geçmiş, 18 yıl olmuştu.









18 Kasım 2016 Cuma

Kale duvarına çarpan oklar

Sahi neden Fenerbahçe sahasında Galatasaray'a kaybetmiyor ?

Fenerbahçe tarihini yazan Rüştü Dağlaroğlu 1930'lardaki bir maçtan bahsederken "Fenerbahçe asla masa başında hakkını alamaz, mutlaka saha içinde güçlü olup işini orada bitirmeli" der. 1930lar için yapılan bu tespit 86 yıl sonrası için de  aynen geçerlidir. Fenerbahçe'nin 2000lerdeki ezici üstünlüğü her ne kadar kupa sayılarına ezici olarak yansımamış olsa da Fenerbahçe'ye karşı büyük bir çekememezliği getirmiştir.

Temmuz 11'de Fenerbahçe'ye düzenlenen kumpasta "bu yolda bizde varız" diye kumpasçılara yol arkadaşı olanların varlığı,  bu çekememezlik ve haset ile açıklanabilir. "Taraflardan birinde Fenerbahçe varsa diğer taraf mutlaka haklıdır" zihin altının vazgeçilmezidir.

Masa başının mağduru Fenerbahçe için yegane çözüm saha içinde kazanmaktan geçer. Şöyle örnek verelim, 2011 sonrasındaki sezonlarda Fenerbahçe lig yarışında üçüncü, yedinci olsaydı mücadelesinde inandırıcılığı yok olmazdı ama etkisi azalırdı. 

Fenerbahçe, yıllardır Galatasaray maçlarını bir varoluş ve düzene karşı intikam maçı gibi görür. Tek başına yeterli olur mu ? Tabii ki hayır.  2005-06 yılında iki kere yendiği Galatasaray lig sonunda şampiyonluğu kutlarken Fenerbahçe Denizli cehennemindeydi...

Bu sene o sene sloganıyla Kadıköy'e gelen ezeli rakiplerin tüm tedbirleri, Fenerbahçe'nin derbiler öncesindeki kart cezalıları ve sakatları vs hepsi tek bir şartla kale duvarlarına çarpan oklar kadar  etkili olabilir. Nedir o şart ?

O maçı kazanmayı istemek. Bu kadar basit mi ? Evet !

Sadece Galatasaray maçını kaçırmamak için İstanbul dışındakilerin aldıkları kombineler, o maça özel giyilen formalar ve atkılar, o maç için İstanbul'u koruduğuna inanılan azizlerin ruhlarına yakılan mumlar, o maça özel kılınan namazlar, adanan adaklar, "Galatasaray'ı yenersek gidip ondan özür dileyeceğim" gibi bir aşkı bir maçın kaderine bağlayanlar (Evladıma Miras Bu Sevda'da bu ayrı bir roman olur demiştim, vakit olmadı), o maç öncesi küs olduğu aile büyüğünün eline öpenler, o maçta gol atan oyuncunun adını çocuklarına verenler...

Galatasaray maçları kadar Fenerbahçe'yi birleştiren bir "gün" yoktur.

O en uzun gün, Florya'dan çıkan Galatasaray otobüsüne eliyle 6 yapan taksiciyle başlar, stadyumdaki öfkeli ve inançlı 55.000 kişiyle devam eder. 

Uzak bir ülkedeki adamın sadece o maç öncesi dinlediği The Cure'dan "3 imaginary boys" şarkısı biter, stadyumda geri sayım başlar,10-9-8...1 ve evet sıfır da söylenir ve omuz omuza başlar... 

"Bu sene işimiz çok zor" diyen en karamsar adam bile, maç başlamadan önce, bir gün sonra giyeceği sarı lacivert kravatı çoktan seçmiştir.

Fenerbahçe'nin ebedi bir aşk olduğunu size öğreten ve sizi Fenerbahçeli yapanları düşünün. En önemli maç olarak size hangi maçı söylediler ? Peki o sizi Fenerbahçeli yapanların o en önemli maç için berberliği de karşı tarafa verip iddiaya girecek öz güveni bir zamanlar sizi şaşırtmadı mı ? Ve yıllar sonra siz de öyle bir iddiaya girdiniz değil mi ? Son bir tahminde daha bulunayım. Taa okul yıllarına dönün. Platonik aşkınız hangi takımdandı ? Çok ilginç... 

Böyle tuhaf tutkularla dolu, rakiplerce "Fenerliler de biraz abartır" denen o adamlar/kadınlar... 4-2-3-1, kanat akınları, 3.bölgede pres ve defans arkasına atılan toplar konuşulurken uğurlu kaşkolu bağlayıp, nasıl duruyor diye aynaya son bir bakış atıp evden çıkanlar. 

İnanırsan kazanırsın.

1979 

8 Kasım 2016 Salı

Umut Kesmek...



Fenerbahçe Alanyaspor ile 1-1 berabere kaldığında "Fenerbahçe'nin Yalnızlığı" diye yazmıştım.

Yazı şöyle bitiyordu:



Lig liderliği Fenerbahçe için hala uzak bir hedef ve her anlamda yalnızlığı devam ediyor.

Fenerbahçe'nin Alanya beraberliği ve ağır Manchester United mağlubiyetinden sonra Konyaspor, Karabükspor, Manchester United ve Akhisar maçlarını kayıpsız atlatacağına inanmak kolay değildi.

Peki ne oldu da Fenerbahçe 4 galibiyet aldı ?

Lens sakatlıktan döndü. Evet, bazen bir oyuncu fark yaratır.

Advocaat 4 maçta 16 kişilik çok akıllı bir rotasyon yaptı. Evet, hoca televizyon programında kebap yiyenler ve ülke puanını virgülüne kadar hesap edenler kadar futbolu biliyor.

Aatıf 2 maçta 3 klas hareketle 3 gole katkı yaptı. Evet, hoca onu da diğer az şans bulanları da silmemiş.

Premier League gol kralı futbola döndü. Evet, ülke sınırlarındaki en kariyerli oyuncu hala o ve hala o görkemli kariyerinden sadece fragmanlar izliyoruz.

Ozan Tufan ve Josef fayda konusunda geçen yıla fark attılar. Evet, Ozan'daki gelişimin arkasında Terim var (!) ama bari Josef'i Advocaat'a yazalım.

Fenerbahçe son iki maçında defans yapmak durumunda kaldığında "kademe" konusunda büyük beceri gösterdi. Herkes birbirinin açığını kapattı. Evet, basketbol takımını izlemiş de olabilirler.

.
.
.

1991-92...Premier League kurulmadan önceki sezon.

Ligde Manchester ile Leeds United karşılaşıyorlar. Leading isimli kitabında Alex Ferguson, berabere kaldıkları Leeds maçından sonra  pek de alışık olunmadığı bir şekilde soyunma odasının duşlar bölgesinde dolandığını ve  Manchesterlı oyuncuların sohbetlerine kulak verdiğini anlatıyor. Steve Bruce ve Gary Pallister Leeds'in yeni transferinin yeteneklerinden övgüyle bahsediyorlar ve bu Ferguson'un aklına karpuz kabuğunu düşürüyor...

Howard Wilkinson'ın menajerliğini yaptığı Leeds United o sezon şampiyon oluyor. Leeds menajeri şampiyon kadrodan bir oyuncularını satmaya karar veriyor. O oyuncu Ferguson'un soyunma odasında duyduğu o isim. Takıma uyum sağlayıp sağlayamayacağı konusunda şüpheleri olsa da oyuncularından duydukları onu cesaretlendiriyor ve 1.2 milyon Poundu bastırıp o oyuncuyu alıyor.

O oyuncu Manchester'da 5 sezonda 4 şampiyonluk, 2 FA Cup kazanıp kulübün sembol oyuncularından bir tanesi oluyor !

Howard Wilkinson da Leeds'i şampiyon yapan adam olarak bilinmesinden çok o oyuncuyu satan, en büyük hatanın sahibi olarak hatırlanıyor...

Nasıl satarsın bu adamı ?

Futbolda isteyerek veya istemeden yapılan büyük hatalar var.

Fenerbahçeliler için yapılabilecek en büyük hata "umut kesmektir"
Futbolcu ve taraftar hepsi buna dahil...

31 Ekim 2016 Pazartesi

Memnuniyetsizlik Saplantısı


Fenerbahçe'nin 4.golü müthişti.

Haftalardır yedek kulübesini bile zor gören Aatıf'ın ilk 11'de olması küçük, ilk yarıdaki silik oyunu sonrası oyunda kalması büyük bir şoktu ! Bir çok Fenerbahçeli ikinci yarıda Aatıf çıkar Sow veya Emenike girer diye düşünüyordu ve ben de bunlardan biriydim. 

Advocaat ile 46. dakika başlamadan koridorda konuşma şansım olsa "hocam niye Aatıf oyunda ?" diye sorardım. Muhtemelen o da kollarını kavuşturmuş bir şekilde,  "çünkü kararları ben veriyorum" diye o zeka ve mizah karışımı cevaplarından birini verirdi.

-Maçtan sonra kaybolma
-Peki hocam
Fenerbahçe'nin 4.golü öncesi Robin van Persie'nin indirdiği top futbol adına 5 kere geri ileri sarıp izlenecek cinstendi. Televizyonda onun yerine 9 defa penaltı pozisyonu ileri geri sarıldı 9 defasında da penaltı çıktı... Neyse biz gole dönelim.

Hasan Ali, orta sahadaki Robin van Persie'ye bir top attı. Hollandalı, sol ayağını butterfly raket ile kesme atarcasına kullandı ve topu Aatıf'ın önüne düşürdü. Aatıf önce basit bir iş yaptı, kendi yarı alanında kalıp ofsayttan kurtuldu. Yerde seken topu kafasıyla önüne indirdi, sürdü, sürdü, tık diye kalecinin bacakları arasından ağlara yolladı. 




Hoca Aatıf'ı oyunda tutmakta haklı mıymış ? Evet, haklıymış.

Siz Salih veya Stoch olsanız idmanlarda Aatıf ne yapıyorsa aynısını yapıp size gelecek sırayı beklemez misiniz ? 

...
...

Aatıf orada Lens'e niye vermedi ? 
Bir de Emenike gole hiç sevinmemiş.
Bence Ceyhun atılmasaydı maç bu kadar kolay olmazdı.
Hoca bence Salih'e taktı.
Sow bitik.
Lens gol dışında pek yoktu.
Van der Wiel gerçekten sakat mı ? Ben inanmıyorum.
Fernandao dönünce kadroya giremez.
Tamam Volkan iki asist yaptı ama gol atamıyor. 
.
.
Futbol veya güzellik konuşmaya niyetimiz var mı ?
Güzellik konuşmak biraz bilgi de ister. Okuyup anlamak da... 
Atıp-tutmak, agresif, uzlaşmaz, hoş görüsüz olmak meziyet değil.

Tuttuğu takımın başarısından mutlu olmaya çekinenler, bence rahat ve mutlu olun. Memnuniyetsiz olanlar sizden daha iyisini bilmiyorlar !


17 Ekim 2016 Pazartesi

Fenerbahçe'nin yalnızlığı

Maraton programındaki Tümer Metin ve Metin Tekin futbolculuğuna ve futbol yorumlarına saygı duyduğum iki isim. Tümer Metin'in hiç düşünemediğim konularda analiz yapmasını çok beğenirim. Bazen katılmam o ayrı...

Fenerbahçe-Alanyaspor maçındaki penaltı pozisyonu yorumlanırken "Emenike gibi adam o temastan düşer mi ?" dedi. İşte bu o katılmadıklarımdan...


Stoch daha ufak tefek düşebilir ama Emenike düşmez gibi bir yorum doğru değil. Zira hareket penaltıdır veya değildir. Bayern Munich'in bir pozisyonu yorumlanırken "Lewandowski gibi adam  o kadar temasla düşmez, penaltı değil" diye yorum yapıldığını sanmıyorum.

Yıllardır yutturulan "penaltı gibi penaltı" veya "hakemi de yeneceksin" sözlerine itibarımız hemen bitmeyecektir. Ancak üzerine düşünürsek, eminim Fenerbahçe'nin sırtına bindirilen yükün gereksizliğini anlayabiliriz.

2015-16 sezonunda ligimizde penaltıların %78.94'ü gol ile sonuçlanmış. Alanyaspor maçında  o penaltı verilse Fenerbahçe o 21.06'lık hakkını kullanabilir veya penaltıdan golü atar üstüne 2 tane de yiyebilirdi. Bunlar da mümkün. Ancak "bunu konuşmayalım" şartlanması  hatalı.

Fenerbahçe'nin dünkü Alanyaspor beraberliğini salt hakeme bağlamak kolaycılık ve hata olur. Ayrıca, bence vasat altı bir hakem olan Alper Ulusoy iki takım için de hatalı kararlar verdi, Emenike ilk dakikada kart görse, Volkan Şen atılsa şaşırmazdık. 

Volkan Şen'in güven noksanlığı veya tercih hatalarında, sezon başından beri beklenen performansından çok uzakta olan Van der Wiel'in rakibin yanında hamlesiz kalıp golün ortasına engel olamamasında, hocanın Emenike-Atıf tercihinde, Van Persie'nin direği yalayan serbest vuruşunda Alper Ulusoy'un zerre suçu yok.

İki sezondur Fenerbahçe ilk golü atıp ikinciyi bulmakta büyük sıkıntı yaşıyor. Mağlup duruma düştüğü maçlardan henüz çevirdiği de maalesef yok ! Sezon başından beri ligde gol yemeden kapattığı maç olmadı.

Kabul, Ozan, Lens ve Sow gibi üç etkili 2 çok formda isim mecburen yoklar. Ancak Aykut Hoca'nın futbol hayatımıza zorla soktuğu, ilk zamanlarda "ben bugün koştum sen de koştun mu ?" diye yorumcuların fırlamalık yaptığı bir konu var: Koşu mesafeleri !

Fenerbahçe ligde hangi maçlarda rakibini bu konuda geçti ? Robin Van Persie'nin dün 11 km koşması önemlidir ama takımın en çok koşan ikinci oyuncusu olması ciddi bir sıkıntıdır. 

Mücadelenizi yükseltirseniz kalite farkınız ortaya çıkar. 
Diğer türlü rakibin mücadele etmediği maçı beklersİniz ama her futbolcu da Fenerbahçe maçını bekler !

Bugün, lig liderliği Fenerbahçe için uzak bir hedef. 
Özellikle her anlamda yalnızken.
Yarın ne olur bilinmez.

25 Eylül 2016 Pazar

Konuşan Fotoğraf



- Sezonu 12+ asist ile bitirip en değerli oyuncu olacak Volkan Şen Volkan Demirel'in kucağına zıplamış.

- Fabiano kucaklaşmak için sırasını bekliyor. O sırada masörün gözü tribünlerde birinde, belki de karşılıklı "ben demedim mi ? " diyecekler. Volkanların arkasındaki Advocaat'ın yardımcısı Mario Been olmalı. Sakin, çalıştığımız pozisyon, daha bunlardan çok atarız diyor.

- Hep o kale arkasında gördüğümüz sarı başörtülü ablamız şükürler olsun diyor. Yanındaki abi sevincini koltuğa çıkarak göstermiş. Fenerbahçe cana can katar. 

- Yan tarafa geçersek, genç kardeşimiz gece like üzerine like alacak bir video çekiyor, gözü de saha içinde. Teknolojiyi ihmal etme ama anı da yaşa !

- Bir üst sırada "gol abi gol be"sesleriyle bir kucaklaşma var. Beşiktaşlının Beşiktaş'ı sevmesi,Galatasaraylının Galatasaray'ı sevmesi bir sevgi fişeğidir ama Fenerbahçelinin Fenerbahçe'yi sevmesi Türkiye'nin en büyük kıyametidir demiş büyük usta İslam Çupi. Fenerbahçe'yi beraber sevmek, golden sonra sarılmak ne güzeldir.

- Bir baba mutlulukla oğlunu havaya kaldırmış. Her maç bir çocuğun ilk maçıdır ve çok kıymetlidir. O baba da çocuktu ve babası onu İnönü'de bir maçta havaya kaldırmıştı. 

- Yanlarındaki mavi gömlek, lacivert ceketli (yanılmıyorsam) Fenerbahçe iletişim departmanından Necati Mete. Gol sevincini 5N1K hassasiyetiyle seyrediyor.

- Yanındaki efsane formalı arkadaş gerinince göbeği çıkmış. Forması güzel, biraz kilo vermeli. 

- Üst sıraya çıkalım... Bir taraftar yumruklarını havaya kaldırmış tek başına seviniyor. Yumruklar havadaki o sevinç en güzel sevinçtir. 

- Yukarıya tırmanmaya devam...Eşofmanlı abi sevgilisiyle çak yapıyor. Sarılsam ayıp olur mu dediğiniz kız arkadaşınızı alın Fenerbahçe maçına götürün ! İki sevdiğim ile bir arada olmak ne güzel deyin...

- Bir baba hafif uykulu, sanki maçtan biraz kopmuş oğluna "gördün mü golü ?" diyor. O çocuk ilk maçına gitmişse o baba ne çok dua etmiştir bir gol atalım diye. O uykulu, biraz da ilgisiz görünen çocuk bugün okulda bülbül kesilecek tüm maçı anlatacaktır...

- Demirlere tırmanan abi candır. 

- En yukarıda bir sevinç yumağı arasında bir çocuk daha seviniyor. O Fifa 17'da oynuyor maça da gidiyor. Öyle babaları seviyoruz.

Fotoğrafı çekene de, bitime 10 dakika kala gol yese de maçı çevirenlere de helal olsun. 

19 Eylül 2016 Pazartesi

Birisi, "Fenerbahçe en son..."

Birisi, "Fenerbahçe en son 5 gol attığında takım otobüsüne ateş edilmişti" dese çok fazla gönderme yapmış olur.

Öncelikle 1.5 sene geçmesine rağmen faili bulunmamış (Şekip beyin açıklanmamış ifadesi de var) ve o sezon Fenerbahçe'nin futbol performans damarını kesen bir olayı hatırlamış oluruz. Devamında Fenerbahçe'nin son 5 sezonda yaşamış olduklarının Neil Gaiman'ı aratmayacak bir bilim kurguya benzediğini ama gerçek olduğunu... Sonrasında da 1.5 senedir 5 gol atmayı başaramadığını.

5 golü anlatmak ne keyifli ! 

Volkan'ın Emenikeye pası. Onun bir santrafor bilinciyle topu tutması, şut vurmak yerine (bildiğimiz Emenike orada vururdu) Josef'e aktarması ve onun da soyadına yakışır bir şekilde bitirişi.

Lens'in güzel ortası, Ozan'a hep söylendiği gibi 'kafasını kullanması' ve benzerini 2 hafta önce de yapmış olması.

Kasımpaşa frikik kullanırken barajda duran Lens'in depar atıp tekrar asistçiliğe soyunması ve Emenike'nin doğru yerde bulunup golü atması.

Fenerbahçe kariyerinde ilk defa üç gollük bir katkıya soyunan Emenike'nin yine, 'kesin vurur' denirken vurmayıp pas verişi ve Sow'un tüm dişlerini gösteren gol sevincini hatırlatması.


İsmail'in  'çekilin ben doktorum' misali soldan inip Volkan'ı itip topu doksana takması.

Dünya varmış dedi Fenerbahçeliler...

Fenerbahçe Kayseri ve Bursa maçlarında belki dün gece oynadığından daha hırslı oynadı ama topu içeri sokamadı. 

Advocaat ideal 11'i arıyor ve Robin Van Persie'ye haklı olarak bir yer bulamıyor. İsim büyük çok büyük ama Emenike ve Sow daha etkili...Fenerbahçe kopya goller yiyor. Rakip topa vururken, oyuncunun etrafına hayali bir pergelle 1 metre yarı çapında bir daire çizsek (1 çok diyen yarım metre de çizebilir) orada onu rahatsız eden bir savunmacı olmalı. Dün de defans benzer rahat vuruş imkanı verdi... Advocaat cüzdanı unuttuğu için bir gece Samandıra'ya dönse ve bu ışıklar niye açık diye sorsa "Salih çalışıyor" cevabını almalı. Çünkü sahada izlenmesi en keyif veren oyuncuların başında Salih geliyor.

Yol uzun, bu maçın morali uzun bir seriyi başlatmalı. Eylül ve Ekim ayında şampiyon olunmaz şampiyonluk da kaçırılmaz. Bu da unutulmalı...

16 Eylül 2016 Cuma

Fenerbahçe kahramanlarını arıyor...

Fenerbahçe'de oynayan futbolcular içinde sorumluluk alıp kahraman olmak isteyen kim var ?

Belki beceri noksanlığının ortaya çıkacağı korkusu, belki hata yaparsam tepki alırım ( iç saha maçlarında dalga dalga yayılan kendi oyuncusunu alkışla,ıslıkla protesto gerçeği ) korkusu, belki rahatımı niye bozayım düşüncesi, belki hepsinden biraz...

Fenerbahçe kazanamıyorsa ve bu durum bir büyük takımın tahammül sınırlarını aştıysa gözlerimiz çimler üzerinde bir kaç kahraman arıyor. 

Simon Kjaer'in bu role soyunması ve bir utanç gecesini bir iki derece aşağıya çekebilmesine teşekkür borçluyuz.

Ancelotti'nin Quite Leadership kitabında Cristiano Ronaldo "beni tutan rakibimden daha hızlı koşmadıktan, beni tutan rakibimden daha yükseğe zıplamadıktan sonra  4-4-2, 3-5-2 gibi taktiklerin fazla bir  önemi yok' diyor.   

Ülkemiz futbolunda iş disiplinine kahramanlık diyoruz. Üzgünüm ben de aynı hatayı yapıyorum.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Mavi Karanlık

Ligin ilk maçında, ıssız tribünler önünde dahi olsa Fenerbahçe'nin Kayserispor'u yenmesinden daha doğal ne olabilirdi ? Belki Robin v.Persie bu maçta  beklenen gollerinden bir kaçını atacaktı, kalecinin uçup da kurtaramayacağı, direk dibine giden goller. Belki de Emenike'yi iki kişi yıkamayacak, golden sonra taklalar atacaktı. Stoch iki kişiden minik adımlar ile sıyrılıp okul açıktaki örümceklerin korkulu rüyası olacaktı. Olmadı.

Fenerbahçe defans hattında üç değişlik yapmasının bedelini bu maçta pahallı ödedi. Duran top savunmasında Mehmet Topal'ın olmamasını da.

Maça Kayserispor diri ve sert başladı. Sertliğin futbol dışı olan bölümünde gezinmeye başladıkları andaysa hakemden kart yerine bol bol uyarı aldılar. 

Welliton'un golünde, Fenerbahçe'nin adam paylaşamama hatası kadar Brezilyalının kafa vuruşunun akıllı olduğunu da kabul etmek gerek. 

Pirlo biyografisinde Lyonlu Juninho'nun frikiklerini çok beğendiğini, kasetlerini alıp izlediğini ve onun gibi vurmak için sürekli çalıştığını anlatır. Kjaer de topun başına sanki Van Hooijdonk frikiklerini çalışmış bir edayla geçti. Çalışmış mı bilinmez ama onun kadar güzel vurdu. 1-1 oldu.


Golden yedi dakika sonra Stoch topa vurmak isterken top ayağından açıldı ve net bir faul ile yerde kaldı. Oyun devam etti, Kjaer pozisyon almakta geç kaldı ve Welliton ile girdiği ikili mücadelede Brezilyalı oyuncu yere düştü. Hakem Serkan Çınar üç-dört saniye içinde, belki de yardımcısının kulağına fısıldaması sonucu Kjaer'i kırmızı kartla oyundan attı. 

Kırmızı kart doğru muydu ? Öncelikle 3-4 saniye içinde iki takdir(!) hakkını Fenerbahçe aleyhine kullandığı için çok cesur karşılanacağını, MHK ve medyadaki eski hakemlerden  "aferin Serkan böyle gördüğünü çal" övgüsünü alacağını belirtelim. Yıllar önce bir Fenerbahçe-Kayserispor maçında takdir hakkını Fenerbahçe için kullanan Hakan Sivriservi'nin başına gelenleri eminim Serkan Çınar hatırlıyordur.

Tribünden de, TV'den izlediğimde kartın haksız olduğunu düşündüm. Ancak tribünden izlediğimde Wellinton kendini attı demiştim. Televizyondan izleyince bir temas da olduğunu gördüm. Yine de karar ağırdı.

10 kişi kalan Fenerbahçe Ozan ile golü bulup 2-1 yaptı. Gol attığı için değil , dünkü sorumluluk alan haliyle Ozan Fenerbahçe kariyerinin en iyi maçını oynadı. 

O dakikaya kadar 3 al 1 öde kampanyasında sarı kartı 1 taneyle atlatan Kayserisporlu Deniz'in güzel ortasında kale sahası içinden Wellinton bomboş vurdu ve 2-2 yaptı. Bu kadar yakın mesafeden vurulan kafa için kaleciye suç bulunmaz ama ülkenin 1 numaralı kalecisi olan Volkan formda günlerinde bu topa çıkardı veya yere vursa da çıkarırdı diyenler de haklıdır.

Eksik Fenerbahçe ikinci yarıda golü bulmak için elinden geleni gayreti gösterdi. Misal Stoch'un vuruşunda örümcek ağlarını kurtaran kaleci Ahamada'nın nefis kurtarışı oldu. 

Maçın son dakikasında Kayserispor verkaçlar ile güzel bir atak geliştirdi. Ufuk'u kovalaması gereken Ozan ve Van der Wiel pilleri bitmiş bir görüntüyle göz ucuyla takiple yetindiler ve  ligde ikinci maçına çıkan Ufuk kariyerinin ilk süper lig golünü attı ve skoru 2-3'e getirdi.

Tribünler boşalırken, Van Persie gibi bir adamdan geleni kabul etmemek olmaz diyen Alper skoru 3-3 yaptı. Erken çıkmamak, pes etmemek gerek... Son atak gol olsa belki de sıradan maç "tarihi" olabilirdi, olmadı.

**

Fenerbahçe'nin sahasındaki son 3-3'lük maç Beşiktaş maçıydı, Fenerbahçe yine 10 kişi oynamıştı ancak dün geceden farkı sahayı alkışlarla terk etmişti. Fenerbahçe'de o heyecan ve çok daha önemlisi tahammül yok. 

Tüm sorunlardan bağımsız, Fenerbahçe son 15 yılda kötü oynadığı veya kaybettiği dönemlerde dahi fiziken sahada kaybolmadı. Bu sezon başlangıcında böyle bir sinyal veriyor. Dirk Advocaat'ın çözmesi gereken ilk sorun bu olacak. Hala dünyanın en büyük faal golcüleri arasında sayılan Van Persie'den faydalanmak da ikinci sırada. Bunları çözebilirse sıradaki sorunların bir kısmı sorun olmaktan çıkabilir. 

**

Fenerbahçe sahasındaki ilk maçta puan kaybettiği gece Vedat Türkali vefat etmiş. Siyasi görüşlerine katılmam ama Mavi Karanlık okuduğum en iyi yerli romanlardandır. Fenerbahçe ile alakası yok, kafa dağıtmak için...



4 Ağustos 2016 Perşembe

Acemilik ve kadersizlik çoğu zaman dosttur.

Fenerbahçe iki golü yediğinde henüz rakip kaleci yüzünü göstermemiş, Fenerbahçe sahaya yerleşememiş ve 3-4 pası yapamamış durumdaydı. Sanki sahada milli takımlarında defalarca oynayan oyuncular değil 10 tane Paf takımı futbolcusu vardı. 10 derken hata yok, Fenerbahçe'nin, inanılmaz bir şekilde sahada aklıyla kalan tek oyuncusu Emenike'ydi ! 

İkinci yarıda Fenerbahçe hangi şokla bilinmez futbolu hatırladı. Emenike'nin direkten dönen şutunun 'ah bu kaçar mı' yorumu bitmeden golü geldi. Artık her şey eşitti, hakem hariç ! 1 dakika içinde iki penaltıyı göremeyerek adeta UEFA'nın resmi görüşünü yansıtıyordu. Fenerbahçe'nin ilk Monaco maçındaki hatalar, Başakşehir'e verilmeyen penaltı tesadüfle açıklanmayacak olaylar...

2-1'den sonra Fenerbahçe oyunu rölantiye alıp kendi sahasında top çevirirken Josef kapasitesinin üzerinde bir işle uzun top yapıp kaptırdı, o top döndü Germain Mecnurvari bir şekilde topu yere vurdurarak golü attı,3-1 yaptı. 

3-2 ve 2-2 turu atlatacak skorlardı ama sanki kimse bunu bilmiyordu. 

3-1'den sonra maçın en acı anları yaşandı. Fenerbahçe skora hiçbir tepki gösteremedi ! Vitor Hocanın ilk defa Josefi oyundan alması dışında olumlu ne diyebiliriz ? Ozan'ın adam kovalamaktan kaçınmasını, Fernandao'nun takıma sanki soruları çalıp katılmış havasını, Salih'in gayretine rağmen güçsüzlüğünü ve takımın genelimin karakter koyamamasını seyretmek sevenlerine çok zor geldi...

Kabul etmek gerekir, Türk takımları Şampiyonlar Ligi kıvamında değil. 

Avrupa Liginde devam etmek Fenerbahçe'nin puan toplaması açısından daha hayırlı olabilir. Ama Fenerbahçe herhalukarda kural tanımaz, kibirli Fransız'ları eleyebilirdi.

Fenerbahçe Avrupa Ligine kalır mı ? kalır. Peki Vitor Pereira ? Bilemiyoruz.

Fenerbahçe ön elemeyi geçemediği yıllarda yapılabilecek her acemiliği yapıp bazı hatalarda ikinci tura geçti...Lütfügillerce, doğrudan Şampiyonlar Ligine ( bir tane de Avrupa Ligi) kalma haklarının da çalındığını unutmayalım. Şimdi UEFA'da lütfügiller maskesinde...

Avrupa Liginde devam ve ligde şampiyonluk labirentten tek çıkış yolu. Enseyi karartmamak gerek.